25 Kasım 2017 Cumartesi

Kolayca Hazırlanan Enfes Elmalı Turta Tarifim

Herkese merhaba.😍 Gününüz beklediğinizden de güzel geçsin. Umarım iyisinizdir. Bir buçuk saat önce koltuğumda ayaklarımı uzatmış kitabımı okuyordum.📕 Kitaptaki ana karakterlerden biri meyveli tart ikram ediyordu komşularına.🍰 Tatlı krizimi körükleyen bu oldu gerçekten. Evde yiyebileceğim tatlı bir şeyler aramaya koyuldum hemen ama nafile. Evde tatlı krizimi geçirebilecek ne bir çikolata ne de bir bisküvi...😔 Tezgahın üzerindeki elmalar gözüme ilişti ve dedim ki neden olmasın. Yarım saat bile sürmez yapmam. Çayın, kahvenin yanına mükemmel olur. Böylece giriştim elmalı turta yapmaya.😋 Hem malzemeleri evde bulunabilen malzemeler, hem de yapımı çok kolay. Bir yandan afiyetle turtamı yerken diğer yandan tarifi sizlerle paylaşmak istedim. Kek, kurabiye dışında çayınızın yanına farklılık istiyorsanız sizi hiç mi hiç yormayacak bayıla bayıla yiyeceğiniz tarifimi buraya bırakıyorum. 💜





Malzemeler
125 gr. tereyağı veya margarin
Yarım çay bardağı sıvı yağ
Yarım çay bardağı süt
8 yemek kaşığı şeker
2 adet yumurta
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
Aldığı kadar un (Un çeşidine göre koyulan un farklılık gösterdiğinden ölçü vermiyorum. Kulak memesi kıvamında, yumuşak bir hamur elde edene kadar un ekliyoruz.)

İç harcı için
4 adet elma
4 yemek kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı tarçın(ben bol sevdiğim için arzuya göre azaltabilirsiniz.)
1 su bardağı fındık veya ceviz (tamamen size kalmış içine koyup koymamak)

Yapılışı
Yoğurma kabınıza tereyağ, sıvıyağ, süt,, şeker, yumurta, kabartma tozu ve vanilyayı koyun. Ardından unu adım adım ilave ederek yoğurma işlemini gerçekleştirin. Kulak memesi kıvamında, yumuşak bir hamur elde edinceye kadar yoğurmaya devam edin. Tereyağını oda sıcaklığında, sütü ılık bir şekilde ilave ederseniz merak etmeyin çok zamanınızı almayacak bu yoğurma işlemi, kim hamur yoğuracak şimdi diyip üşenmeyin.😄 Yoğurma işleminden sonra hamurunuz bir köşede biraz dinlenirken siz iç harcını yapmaya başlayın. Bir tavanın içerisine rendelediğiniz elmaları ve şekeri koyun. Elmalar suyunu çekene kadar pişirin. Değişen renginden de anlayacaksınız harcın olduğunu. En son tarçını ve ilave etmek isterseniz fındık-cevizi koyun, şöyle bir iki tur karıştırın. Tarçını ilk önce koyarsanız harcın tadı acımtrak olabilir. O yüzden en son koyun. İç harcınız soğurken dinlenen hamurunuzdan bir parça ayırın. Bu ayırdığınız hamur turtanızın üzerine kafes yapmak için kullanılacak. (Hamuru rendeleyedebilirsiniz tercih sizin.) Geriye kalan hamuru yuvarlak tepsinizin ortasına koyun. İlla turta kabımızın olmasına gerek yok tabiki. Yuvarlak bir borcam-tepsi işimizi görecektir. Hamuru elinizle her yere eşit dağılacak şekilde açın. Yumuşak bir hamur olduğu için oklava-merdane ile uğraşmanıza gerek bile yok. Elinizle kenarlara doğru yayın. En köşeler biraz yüksekte kalsın ki harcı azıcık derin bir yere dökelim, üstüne öyle kafes yapalım. Hamurun kenarları kabarsın içi çok kabarmasın diye çatalla minik delikler açın. Fırına atın. Üstü hafif pembeleşinceye kadar pişirin. Burada amaç harcı döktükten sonra vıcık vıcık olmayan bir taban elde etmek. Bu yüzden birazcık önden pişiriyoruz. Pembeleşen tabanınıza iç harcınızı dökün. Son olarak ayırdığınız bir parça hamurdan küçük parçalar koparıp elinizde uzun şeritler olacak şekilde yuvarlayın. Turta için detaylı uğraşmak isteseydik elbette merdane ile açıp şerit şerit muntazam bir şekilde keserdik. Ama pratik bir şekilde tatlı ortaya koymaya çalıştığımıza göre en kestirme şekilde halletmeye çalışıyoruz. Ve işte bu kadar. 180-200 derecelik fırında üstü kızarıncaya kadar pişirmeye bırakıyoruz. En son pudra şekeri serpmeyi unutmayın. 😍

Afiyet bal, şifa olsun hepimize.😋 Bir sonraki yazımda görüşürüz. Hoşçakalın. 😘


1 Kasım 2017 Çarşamba

Kasım Ayı Film ve Kitap Önerilerim

Herkese merhaba. 😊 Yeni bir ayı karşıladık hep birlikte. Kasım ayı diyince hep Tual'in Kasım şarkısı yankılanıyor beynimde. Yine aylardan kasım, sanki sen de kaldı bir yanım... 🎵 Siz de dinlemek isterseniz videoyu buraya bırakıyorum. 
Sonbaharın kişilerdeki yansımaları başka başka olsa da ben size sararmış yapraklar arasında sımsıcak aşklar diliyorum. 💜 Eğer sonbaharı tüm ihtişamıyla görmek istiyorsanız da gezdim/gördüm/beğendim köşemde yer verdiğim Bolu'da bulunan Yedigöller Milli Parkını mutlaka ziyaret etmenizi, oranın sonbaharda büyüleyici bir güzelliği olduğunu belirterek bu ayki kitap ve film önerilerime geçiyorum.  
Kitap önerilerimde bu ay bir değişiklik yapmaya karar verdim ve roman yerine iki tane şiir kitabı tavsiye edeceğim sizlere. Kendinizle baş başa kalmak istediğiniz zamanlarda size bir çay/kahve/sıcak çikolata, battaniye ve bu şiir kitaplarından biri eşlik etsin. Gerçekten size çok iyi gelecek. 

İlk kitabımız Özgür Gümüşsoy'un "Bana Bir Aşk Zaman Ver" isimli kitabı. Gerçekten asi bir tarzı var. Alışılmışın oldukça dışında. Şiir ve düzyazının birleşiminden oluşuyor. Kitabındaki sözcük zenginliği, imgeleri sizi gerçekten kendine hayran bırakacak. Cezmi Ersöz onun için "İmgeleri jilet gibi, acısını sonradan hissetmeye başlıyorsunuz. ‘Şiiri’ ise ışıktaki gizli karanlık gibi. Bulmak için önce yanmanız gerekiyor!" şeklinde bir yorumda bulunmuştu.
Karla karışığım bu aralar... Geçmişim kendini tazeliyor. "Gelen gideni aratır." felsefesini benimseyen bir gelecekle... Kör yelkovan, topal akrep; kör topal bir ömür! Saatini ayarla beni sen geçiyor. Bekle elalem ne der, böyle bir terk kimselerce görülmemişken; Bana bir aşk' daha zaman ver!
... 
Aslında yani işin özünde, basit bir yanılgı var. Çünkü bedenindeki o içler dışlar çarpımında; arada kalandır Aşk... Ve hiçbir yürek, işlem hatası kaldırmaz!

İkinci kitabımız Yunus Emre Gökçe-yeG'in "Yargâh" isimli kitabı. Yunus Emre Gökçe de yeni nesil şairlerimizden ve onda ilk gözünüze çarpacak olan Türkçe'nin dil zenginliğini kullanışı. Özellikle kelimelerin anlam farklılıklarını şiirlerinde mükemmel bir biçimde kulanıyor. Kitabın arka kapağında şu şiire yer vermiş: 
Şimdi,
Söndü ışık.
Sustu dudağımda sen çalan ıslık.
Sen,
Dünya ahret acımsın artık!
...
Sesin itse kokun çeker. 
Sen aşkla sar'hoş et yine bizi...
...
Sol tarafımdan kalkmış bu sabah sevgilim...

Bu iki önerdiğim kitap tekrar tekrar okunabilecek tarzda kitaplar. Öyle anlar var ki elinize alıyor, seçtiğiniz şiiri okuyor tekrar raftaki yerine kaldırıyorsunuz. Umarım siz de çok severek okursunuz. 😊
Gelelim film önerilerime... 


İlk filmimiz Aşka Yolculuk(Leap Year). 2010 ABD, İrlanda yapımı bir film. Erkek arkadaşı Jeremy(Adam Scott) ile dört yıldır beraber olmalarına karşın ondan bir evlilik teklifi gelmemesi üzerine Anna(Amy Adams), kadınların erkeklere Şubat'ın 29'unda evlenme teklif edebildiği bir İrlanda geleneğinden esinlenip ipleri eline almaya karar verir. Evlilik teklifi için erkek arkadaşı Jeremy'nin arkasından Dublin'e gidecektir fakat kötü hava koşulları ve şanssızlık İrlanda'da peşini bırakmaz, yolda kalır. Dublin'e gidebilmesi için taşra ahalisinden ters mizaçlı Declan(Matthew Goode), Anna'ya yardım eder. Sürekli didişme halinde olan Anna ile Declan yolda birbirlerine aşık olurlar. Başroller Amy Adams ve Matthew Goode bu filme çok ama çok yakışmış. Aralarındaki uyum da harika. Hem eğlenceli hem romantik bir film. Filmdeki manzaralar da sizi kendine hayran bırakacak. İzlediğinize değecek. 💜



İkinci filmimiz Benimle Evlenir Misin? (27 Dresses). 2008 ABD yapımı bir fim. Çocukluğundan beri düğünleri seven Jane(Katherine Heigl), uzun soluklu bir nedimelik kariyeri sürdürmektedir. Henüz kendi mutlu sonu ufukta görünmese de patronuna gizliden gizliye bir aşk beslemektedir. Yurt dışından dönen kız kardeşi Tess(Malin Akerman) tarafından patronu George(Edward Burns)'un kalbi çalınınca nerede hata yaptığını düşünerek herşeyi gözden geçirir. Bir akşam farklı iki düğünde baş nedime olan Jane, Manhattan ve Brooklyn arasındaki farklı düğün organizasyonları arasında mekik dokurken bir gazetede gelinler hakkında yazı yazan Kevin(James Marden)'ın dikkatini çeker ve olaylar gelişmeye başlar... Romantik komedi sevmeseniz bile sizi gülümsetecek filmlerden biri. Boş bir zamanınızda koltuğunuza gömülün ve izleyin derim. 😍


Üçüncü filmimiz  Şeytan Marka Giyer (The Devil Wears Prada). 2006 ABD yapımı bir film. New York’ta yaşayan Andrea Sachs(Anne Hathaway) sade ve naif bir genç kızdır. Gazecilikten yeni mezundur ve tüm kızların işi alabilmek için birbirini öldürebileceği Runaway Magazin'de işe girmeyi başarır. Runaway Magazin’in acımasız yöneticisi Miranda Priestly(Meryl Streep) adlı güçlü ve sofistike bir kadının ikinci asistanı olarak görev almıştır. Andrea’nın hayali iyi bir gazeteci olmaktır. Söz konusu görev için aslında sıradan bir tarzı olsa da mücadeleci yapısıyla hızla başarı kazanacaktır. Ancak bu durumun bedelleri vardır. Andrea, kendisine uzak gibi görünen Miranda’nın o şatafatlı dünyasında bir yer kazanmıştır ancak önceki dostları ve tüm sevdikleri kendisinden kilometrelerce uzakta kalmış gibidir. 2 Oscara aday olmuş olan bu film kafa dağıtmak için birebir. 👗👓👠🎀

Umarım beğenerek okur ve izlersiniz. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın. 💋

23 Ekim 2017 Pazartesi

Siyah Noktalar İçin Beyaz Tutkal

Herkese merhaba. 😊 Bu yazımda sizlere yabancı güzellik bloggerları arasında oldukça yaygın olan ve bizim Türk bloggerların bazılarının da kayıtsız kalamayıp konu üzerine video çektiği, burunlarına veya tüm yüzlerine uyguladıkları "beyaz tutkal"dan bahsedeceğim. Bu konu benim acayip ilgimi çekmişti zira siyah noktalarından şikayetçi olan biriydim. Burun bantları olsun, siyah maske ya da ev yapımı doğal maskeler olsun birçok farklı yöntem denedim. Her birinden farklı performaslar aldım tabiki. Ancak en iyi sonucu siyah maskeden aldım diyebilirim. Siyah noktalara meydan okuyan yöntemleri kullanan biri olarak ben de beyaz tutkalı denemeye karar verdim. Dedikleri kadar etkili mi merak ettim.

 Bu karar benim için oldukça zor oldu. Biliyorsunuz ki beyaz tutkal içinde birçok kimyasal barındırıyor ki bu en önemli nedendi. Bazıları ise yüzlerinden çıkarırken büyük acılar çektiğini söylüyordu. Bu da bir diğer nedendi. Bunlara rağmen bir cesaret yapmaya karar verdim. Cesaret dediysem bunu yapacakken bile daha zararsız bir yolunu aradım ve çocukların okulda etkinlik yaparken kullandıkları, çocuklar için üretilmiş olan beyaz tutkaldan edindim. 😄 Bu tutkallar pvc ve solvent içermediği için bildiğimiz beyaz tutkala göre nispeten daha güvenlidir. Bu sebeple çocuklar el işi çalışmaları için kullanabiliyor. Ben de çocuklar için olan beyaz tutkalla ilk denememi yaptım. Burun bölgemden şikayetçi olduğum için oraya uyguladım. Çok ince olursa soymakta sıkıntı yaşarım, cildim ile fazla bütünleşir; çok kalın olursa da bir işe yaramaz diye düşündüm. Hatrı sayılır-orta kalınlıkta bir beyaz tabaka uyguladım. Kuruyunca şeffaflaşan bir yapısı var. 15-20 dk arasında tamamen kuruduğunda kenarından soyarak çıkarabiliyorsunuz. Çıkardığımda sonucun inanılmaz olmasını umuyordum ancak öyle değildi. %50 oranında işe yaramıştı yaramasına ama bu benim için tatmin edici değildi. Zira siyah maskeden de böyle bir performans alıyordum, tonik ve sıkılaştırıcılarla da destekliyordum. En azından onların cilt için üretilen ürünler olduğunu biliyordum. 

Sonuç olarak beyaz tutkalı bu kadar büyütmenin hiçbir gereği yok. Bu ürüne bel bağlamanın da... Üstelik ince yüz tüylerinizi de ağda etkisi yaratarak alıyor. Cildimiz bizim için gerçekten çok önemli ve ona iyi bakmalıyız. Hiçbir cilt kusursuz değil. Elbette biz elimizden geldiğince iyileştirmelerde bulunacağız, birtakım yöntemler deneyeceğiz. Ancak yan etkileri minumuma indirgemek konusunda da çaba sarfedeceğiz. Güzel bir cildin temel kurallarını aksatmayacağız. (Nedir bu temel kurallar:) Yememize içmemize dikkat edersek, cildimizin temizliğine özen gösterirsek, gündüz ve gece bakımlarımızı ihmal etmezsek, ağır makyajlarla sürekli biricik cildimizi yormazsak zaten harika bir cilde sahip olacağız. Özellikle yemek-içmek konusu çok önemli. Doğru beslenme alışkanlığı ile cildimizin gençliği ve güzelliğini uzun yıllar korumak arasında doğru bir orantı olduğunu birçok beslenme ve diyet uzmanı da yazılarında belirtiyor. Nitekim ben o çok sevdiğim çikolatalara, cipslere, tatlılara ara verdiğimde, hunharca yemek yerine bir sınır belirlediğimde, meyve yeme alışkanlığı edindiğimde ve bol su içtiğimde bunu çok net görmüş oldum. Sivilceler ve siyah noktalar azalışa geçtiler. Cildimin yağ dengesi düzenlendi. 🌺


Ciltlerimizi zararlı kimyasallardan uzak tutup güzel cildin temel kurallarını aksatmamamız dileğiyle... Kendinize iyi bakın. Sonraki yazımda görüşürüz. 🙋

3 Ekim 2017 Salı

Ekim Ayı Kitap ve Film Önerilerim

Herkese merhaba 😄 Bu girişimden daha yaratıcı, daha güzel bir giriş düşünmedim değil elbette; ancak bundan daha uygun bir giriş bulamadığımdan her yazıya başlangıcım böyle olacak. Üzgünüm. 😂 Zaman çok çabuk geçiyor. Göz açıp kapayıncaya kadar ekim ayı geldi. Ben de yeni bir ayı karşıladığımız için sizlere yine bir dizi kitap ve film önerisi sunmak istedim. Önerdiğim şeyleri daha önce izlemiş ya da okumuş olabilirsiniz ancak ben bazı kitapları-filmleri bir yerde gördüğümde "Ya bu çok iyiydi. Zamanım olunca okuyum-izleyim."  diye kafamdan geçirip tekrar okuyorum-izliyorum. Kim bilir belki size de aynısı olur diyerek öncelikle film önerilerime başlıyorum. 😊 


İlk filmimiz "Rab Ne Bana Di Jodi." 2008 Bollywood yapımı bir film. Eylül ayı film önerilerimde Bollywood'un bizim ülkemizde de olan popülaritesine kısaca değinmiştim. Acaba hangi Bollywood filmleri çok sevilmiş diye ben de araştırma yapıyorum ve izliyorum. Bu filmin başrolünde oldukça sevilen ve büyük bir hayran kitlesine sahip olan Shahrukh Khan yer alıyor. Filmin konusuna şöyle bir değinecek olursam: Dinine bağlı, mütevazi, iyi kalpli Surinder Sahni(Shahrukh Khan) çok sevdiği öğretmeninin kızı olan Taani Gupta'nın düğününe davet edilmiştir. Ancak damat düğün günü meydana gelen kazada hayatını kaybeder. Taani'nin babası gerçekleşen üzücü olaylara dayanamaz ve hastaneye kaldırılır, durumu ağırdır. Bu dünyadan göçüp gitmeden evvel son bir isteği vardır. Kızının emin ellerde olduğunu bilmek... Surinder ve Taani'nin evlenmelerini ister ve onlar da bu isteği yerine getirir. Olaylar bundan sonra gelişir. Ama bir sorun vardır. Surinder'in ilk gördüğü andan itibaren çarpıldığı, çılgın, dans etmeyi seven ve sevecen kadın; aşka inancını kaybetmiş, hayata küsmüş bir karaktere dönüşmüştür. Bakalım Surinder, Taani'nin hayata bakışını nasıl değiştirecek ve aşkını ona nasıl kanıtlayacaktır? Bu filmde yeri gelecek üzülecek, yeri gelecek kahkalarınıza engel olamayacaksınız. Vakit bulunca izlemenizi tavsiye ediyorum. Vakit bulunca diyorum zira film 167 dk. Şimdiden iyi seyirler. 😄


İkinci filmimiz "The Devil's Advocate(Şeytanın Avukatı)." 1997 yapımı bir Hollywood filmi. Konusuna gelirsek: Başarılı bir avukat olan Kevin Lomax(Keanu Reves), davalar ne denli zor olursa olsun üstesinden gelmektedir. Jürileri etkileyip müvekkilini temize çıkarmak konusunda kesinlikle üstüne yoktur. Mutlu bir evliliği vardır ve hayatındaki her şey yolundadır. Bir gün, müvekkili haksız olduğu halde kazandığı bir dava sonrasında New York bulunan bir hukuk bürosundan harika bir iş teklifi alır. Teklifi yapan dünyanın en büyük hukuk bürolarından birinin lideri John Milton(Al Pacino)’dur. Kevin bu teklifi elbette geri çevirmez ve Florida'dan New Yok'a taşınır. Başlangıçta her şey mükemmel görünse de Kevin'ın zamanla eşi Mary Ann(Charlize Theron) ile arası bozulur, hayatı olumsuz yönde seyretmeye başlar. Verdiği "Evet" cevabı hayatını geri dönüşü olmayan bir şekilde değiştirecektir. Harika bir filmdi. 144 dk. sürüyor. Fırsat bulup izlerseniz pişman olmayacaksınız.😈


Üçüncü filmimiz "Wicker Park(Hep Seni Aradım)." Imdb puanı 7.0 Film gerçekten bir flashback harikası. Chicago'nun Wicker Park bölgesinde yaşayan Matthew(Josh Hartnett) bir gün çalıştığı işyerinin penceresinden en yakın arkadaşı Luke'a ait ayakkabı dükkânının vitrinine bakan bir kız görür. Matthew onunla tanışmak için her yolu deneyecektir ancak bu ilişkinin bütün yaşamını etkileyeceğinden haberi yoktur. Matthew ve Lisa(Diane Kruger) birbirlerine aşık olurlar. Bir gün Matthew eve döndüğünde Lisa'yı bulamaz. Lisa gizemli bir şekilde ortadan kaybolmuştur. Aradan iki yıl geçer ve Matthew hayatını bir düzene oturtmaya çalışmaktadır. Bu esnada can dostu, yakın arkadaşı Luke ise bir kıza delice aşık olmuştur... Bir de belirtmeden geçemeyeceğim. Bir filme seçilen müzikler bu kadar mı güzel oturur, yakışır. Stereophonics'ten Maybe Tomorrow ve Coldplay'den The Scientist parçaları o kadar yerli yerindeydi ki... Ba-yıl-dım. Oyunculukları olsun senaryosu olsun beğenerek izlediğim bir filmdi. Bu filmi de izlemenizi tavsiye ediyorum. 💜



Dördüncü filmimiz "Serendipity(Tesadüf)." Jonathan (John Cusak) bir dükkandaki son çift eldiveni aynı anda satın almak istiyor ve bu vesileyle Sara(Kate Beckinsale) ile tanışıyorlar. Eldivenin kime ait olacağına karar vermek için Serendipity isimli bir kafeye gidiyorlar. Sonrasında Central Park'ta paten kayıyorlar. Gece yıldızları seyrediyorlar. Sara telefonunu bir kitabın içine yazarak yarın onu rastgele bir kitapçıya göndereceğini söylüyor. Jonathan ise kendi telefonunu beş dolarlık bir banknota yazdıktan sonra bir sokak satıcısına veriyor. Eğer kader tekrar karşılaşmalarını isterse, kitap Jonathan'ı, para da Sara'yı bulacak. Aradan yıllar geçiyor ve ikisi bambaşka insanlarla evlenmek üzereler. Ancak akıllarında hala yıllar önce yaşadıkları o güzel gece var. Birbirlerini bulup yeniden konuşmak üzere harekete geçiyorlar... Bu film tam da romantizm severlere göre. 💘

Gelelim önereceğim kitaplara 🙌
İlk kitabımız Türk Edebiyatı'nın çok kıymetli kadın yazarlarından olan Halide Edib Adıvar'ın olgunluk dönemi eseri olarak bilinen "Sinekkli Bakkal" isimli romanı. Sinekli Bakkal mahallesinde bakkallık yapan Karagözcü Kız Tevfik’in imamın kızı Emine ile evlenişi, karısıyla geçinemeyip ayrılışı ve karısının taklidini yaptığı için İstanbul’dan sürülüşü, kızları Rabia’nın imam dedesince yetiştirilip ünlü bir hafız oluşu, sürgünden dönen babasıyla yaşamaya başlaması olay örgüsünü oluşturuyor. Mevlevi Vehbi Dede’den musiki dersleri alan Rabia, İtalyan piyanist Peregrini’ye aşık olacak, Genç Türkler’e yardım eden Kız Tevfik yeniden sürgüne gönderilecek, müslüman olan Peregrini ile Rabia evlenecektir. Romanda kurtuluşun doğunun ve batının birleşimiyle olacağı düşüncesi savunulmaktadır. Roman 2.Abdülhamit Dönemi'ni birçok yönüyle bize yansıtıyor. Dönemin İstanbul'unu her zümreye yer vererek anlatıyor. Milli Edebiyat döneminin ilk kadın yazarlarından olan Halide Edip'in dili her ne kadar özenli olmasa da, romanlarındaki karakterleri bulundukları çevreye göre konuşturması, romanları içindeki gözlemleri ve betimlemeleri harika. Kurtuluş Savaşı sırasında yazılan ilk roman olan ve romanın neredeyse tamamının Peyami isimli karakterin hatıra defterinden oluştuğu "Ateşten Gömlek", idealist İstanbullu Öğretmen Aliye’nin Anadolu’da bir kasabaya gidişini ve burada Milli Mücadele düşüncesine destek veren faaliyetlerinin anlatıldığı "Vurun Kahpeye" romanları da çok iyidir. Türk Edebiyatı'nda çok önemli yerlere sahip bu romanları da okuyabilirsiniz. 📚

İkinci kitabımız ise Alan Weisman'ın Bizsiz Dünya isimli kitabı. Bu kitap insanlığın yok oluşundan sonra çevreye neler olabileceğini anlatıyor. Şehirlerin ve evlerin ne hale geleceği, insan yapıtlarının ne kadar uzun süre dayanabileceği, kalan yaşam formlarının nasıl evrimleşeceği gibi konulara yer veriliyor. İnsanların yaşadığı çevrelerin 500 yıl içinde ormanlaşabileceği, radyoaktif atıkların, plastiklerin, bronz heykellerin ve Rushmore Dağı Anıtı'nın yeryüzünde insan varlığının en uzun ömürlü kalıntıları olabileceği gibi çıkarımlara varıyor. Kurgusal olmayan yazında 2007 yılı en iyi kitaplar listesinde 1.sırada yer almış. İnsanlığın gezegene yaptığı etkiyi çok iyi anlatıyor, biz olmadan dünyanın nasıl olacağını çok iyi gözler önüne seriyor. Sıradışı ve okunması gereken kitaplardan biri olduğu kanaatindeyim. 📖

Bir sonraki yazımda görüşürüz. Kendinize çok iyi bakın. 😘

27 Eylül 2017 Çarşamba

Wet n Wild Photofocus Fondöten ve Makeup Stick Conceal

Herkese merhaba.😘 Bugün sizlerle yaklaşık bir aydır kullandığım ve memnun kaldığım iki üründen bahsetmek istiyorum. Bu ürünler (benim gördüğüm kadarıyla-benim çevremde) herkesin en çok farlarıyla tanıdığı bir marka olan Wet n Wild'a ait. 
Sizlere bahsetmek istediğim ilk ürün Wet n Wild Photofocus Foundation. Benim rengim e365c soft beige. Bu yaz bronzlaşabildiğim için bu renk yüzüme oldukça uydu. Bronzluğumun etkisi fazla uzun sürmediğinden kışın nude ıvory rengine geçebileceğimi düşünüyorum.😂 Ürün cildi kameraya hazır hale getirerek fotoğraflarda kusursuz çıkmayı vaat ediyor. Tested kısmında 7 farklı ışıkta test edildiğinden ve yüksek performansından bahsediliyor.  Ben bu fondöteni gratis mağazasının indirim gününden almıştım. Kullandığım bir ay süresince oldukça beğendiğim bir ürün oldu. Cam şişede olan bu ürün 30ml. Çevirmeli kapağı açtığımızda plastik bir spatula ile karşılaşıyoruz. Açıkçası bu  spatula olayını anlayamadım. Bence kullanım kolaylığı falan da sağlamıyor. Kokusuna gelirsek; kokusu boyayı andırsa da sürdüğünüzde kesinlikle hissetmiyorsunuz. İçindeki materyalle ilgilendiğimden bunlara pek de takılmadım.😄 Nemli makyaj süngerimle uygulamayı tercih ediyorum zira fırça ile uyguladığımda çizgi çizgi kaldı ve hiç güzel olmadı. Yüzüme çok çabuk dağıtmam gerektiğini öğrendim. Çabucak yüze oturup matlaşan bir fondöten. Bu yüzden yüzünüzün her bölgesine sürüp sürmediğinizden emin olun. 😄 Yüzünüzde hiç mi hiç ağırlık yapmıyor. Yüksek performans olayına aşırı katıldığımı söyleyemeyeceğim ancak yüzünüzde çok büyük sıkıntılar yoksa bu fondötenin yeterli olabileceği kanaatindeyim. Kalıcılığını artırmak için ise pudra ile sabitliyorum. Kötü yanı her tonunun maalesef Türkiye'de olmaması. Seçenekler arasından umarım cildinize uyan bir ton bulabilirsiniz. Sanırım bu ürün hakkında söyleyeceklerim bu kadar. 💃
İkinci ürünüm ise Wet n Wild Makeup Stick Conceal. Aydınlık bir görünüm vermek konusunda oldukça başarılı bir ürün. Uygun fiyatlı ve kaliteli. Performansının paranızın karşılığını kat kat verdiğini düşünüyorum. Gün boyunca(dışarıda kaldığım 6 saatlik süre boyunca) herhangi bir sorun yaşamadım. Rengi sürdüğüm şekliyle kaldı. Yapay bir görünümde olduğunu da düşünmüyorum. Ben özellikle gözlerimin iç köşelerini aydınlatmak ve göz altı bölgemi parlaklaştırmak için kullanıyorum. Asansörlü bir mekanizmaya ve yumuşak kremsi bir dokuya sahip. Mekanizması sayesinde kullanımı çok kolay. Bu ürünü ilk kez fırça ile uygulamıştım, beğendim ve fırça ile uygulamaya devam ediyorum.😄 Ürünü hangi koşulda önerdiğime gelirsek; ürünü ince çizgileriniz ya da kırışıklıklarınız yoksa öneriyorum. Göz çevresindeki alanlarla ilgili problem yaşıyorsanız beğenmeyeceğinizi düşünüyorum. Ama kişinin kendisinin deneyimlemesi bambaşka. Bütün bunların benim fikirlerim ve önerilerim olduğunu lütfen unutmayın. Sizin de  bu ürün hakkında yorumlarınız, söyleyecekleriniz varsa yazmaktan çekinmeyin. Herkese mutlu haftalar 💜 



17 Eylül 2017 Pazar

Melâhat Sultan'ın Lahmacun Tarifi


























Herkese merhaba. 😊 Gününüzün beklediğinizden güzel geçmesini dileyerek yazıma başlıyorum. Bu yazımda anneannem Melâhat'ın kolay mı kolay ama bir o kadar da nefis lahmacun tarifini sizlerle paylaşacağım. Siz de benim gibi bir lahmacun severseniz her duyduğunuzda "Şöyle olsa da bol limonla bol yeşillikle yesek." diyenlerdenseniz evde kolaylıkla yapabileceğiniz bu tarifi mutlaka denemelisiniz. 💃 Gelin beraber malzemelere ve yapılışına göz atalım.


MALZEMELER
Hamuru için;
  • 1 su bardağı ılık su
  • 1 yemek kaşığı sıvıyağ
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 çay kaşığı toz şeker
  • 3 su bardağı un
İç Harcı İçin;
  • 250 gr orta yağlı kıyma
  • 1 adet büyük soğan ( rendeliyoruz)
  • 1 tatlı kaşığı acı biber salçası
  • 1 tatlı kaşığı domates  salçası
  • 2 adet domates (kabuklarını soyup rendeliyoruz) 
  • 2 diş sarımsak (rendeliyoruz)
  • 3 adet sivri biber (ince ince doğruyoruz)
  • Maydanoz (ince ince doğruyoruz)
  • Pulbiber
  • Tuz
  • Karabiber
Yapılışı
Un, tuz, toz şeker, sıvıyağ ve suyu harmanlayıp yumuşak kıvamlı bir hamur -hep kullandığımız tabirle; kulak memesi kıvamında bir hamur- elde edene kadar iyice yoğuruyoruz. Sonrasında hamuru unlanmış tezgaha alıp eşit parçalara bölüyoruz. Her bir parçayı merdane/oklava ile ince ince açıyoruz. Açtığımız hamurun içine 2 yemek kaşığı kadar harcı yayıyoruz. 200 derecelik fırınımızda kızarana kadar pişiriyoruz. Dilerseniz tavada da üstüne bir kapak örterek pişirebilirsiniz. Biz bir an evvel yemek için hem tavada hem fırında aynı anda yapıyoruz. 😁 Yanına bol bol yeşillik ve ayranımızı da unutmuyoruz. İşte bu kadar! Afiyet bal şeker olsun. Bu basit mi basit ama bir o kadar lezzetli tarifi umarım siz de denersiniz. Bir sonraki yazımda görüşürüz. 🙋

3 Eylül 2017 Pazar

Eylül Ayı Kitap ve Film Önerilerim

Herkese merhaba. 😇 Cıvıl cıvıl bir yazı daha geride bıraktık. Evet yazı her ne kadar sevsem de Candan Erçetin'in bir şarkısında dediği gibi "En sevdiğim mevsimdir sarı sonbahar." Biraz hüzünlü olsa da melankoliden haz almasını bilenler için ayrı bir yeri var bu mevsimin. Sizlere izleyebileceğiniz birkaç film ve okuyabileceğiniz birkaç kitap önerim olacak bu yazımda. Umarım hoşunuza gider. Gelin hep beraber göz atalım. 😊


İlk filmimiz "Dil Chahta Hai". Bir Bollywood filmi. Hepimizin bildiği gibi son zamanlarda Bollywood oldukça popüler. Çoğu zaman filmlerin içindeki dansları aşırı bulsam da ben de severek ve hayranlıkla izleyenlerdenim. Bu film; aşk, dostluk, yalnızlık, hüzün, sevinç gibi bir çok duyguyu bir arada barındıran filmlerden. Başrolde herkesin çok sevdiği Aamir Khan var. 😊 Filmin konusuna şöyle bir değinecek olursam: Sameer, Akash ve Siddhart aralarından su sızmayan üç arkadaş. Sameer(Saif Ali Khan) her gördüğü kıza aşık olan, Akash (Aamir Khan) aşka inanmayan ve çapkınlık peşinde koşan, Siddharth(Akshaye Khanna) ise hislerini içine atan karakter. Zamanla hayatın bu üç yakın arkadaş üzerinde meydana getirdiği değişimleri izliyoruz. Aşk bu üç yakın arkadaşa harika bir ders veriyor. Üstelik bu film 21 adet ödülün sahibiymiş. Gerçekten de aldığı ödülleri sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. Çok iyi bir yapım. Mutlaka izlemelisiniz. 😊



      İkinci filmimiz "Bana Adını Sor". İtiraf etmeliyim ki uzun zamandır Türk yapımı bir film izlememiştim. Canımın sıkkınlığını giderecek bir şeyler araştırırken bu film çıktı karşıma. Ben de merak uyandırdı. Filme yapılan fazlaca olumsuz eleştiri olmasına rağmen konusundan ötürü izlemeye değer buldum. Pişman da değilim zira öyle bir senaryo vardı ki ağlamamak elimde değildi. Gözlerimden o damlalar aktı gitti. Benim için oldukça duygu yüklüydü. Filmin konusuna şöyle bir değinecek olursam: Hakan(Engin Hepileri) ve Yasemin(Özge Borak) yetiştirme yurdunda beraber büyüyen ve sonrasında da hiç ayrılmayan iki dosttur. Aralarında çok sıkı bir bağ vardır. Ancak Yasemin için aralarındaki ilişki arkadaşlıktan ibaret değildir. Hakan'ı çok sevmektedir ancak bu duygu tek taraflıdır. Bir gün hayatlarına Merve(Başak Parlak) isimli güzel bir kadın girer ve olaylar gelişir. Sonrasında Hakan'ı bekleyen kötü sürprizle bu üçlünün hayatları kökünden değişir. Sancılı bir aşk üçgenine hazırlıklı olun. Vaktiniz varsa izleyin derim. 😊



Üçüncü filmimiz "The Bodyguard".  Oldukça başarılı bir yapım. Daha önce izlemiştim ancak yine bir gün ne izlesem diye düşünürken birden aklıma geldi ve izleyiverdim. 😄Hala izlemeyen kaldıysa canı gönülden tavsiye ediyorum. Ya da hatırlatmam sayesinde tekrar izlemek isteyebilirsiniz. Kim bilir... 😄 Filmin konusuna gelirsek: Frank Farmer(Kevin Costner) eski bir gizli servis ajanıdır. Ancak resmi görevini bırakmış ve ünlülere korumalık yapmaya başlamıştır. Ünlü bir pop yıldızı olan Rachel(Whitney Houston) ölüm tehdidi içeren mektuplar almaya başlayınca Frank onu korumak üzere kiralanır. Kendini işine adayan Frank için işler bu defa kontrolden çıkar ve ünlü pop yıldızı Rachel ile aralarında karşı konulamaz bir aşk başlar. 💑






Dördüncü filmimiz oldukça eğlenceli ve yüksek imdbye sahip bir animasyon olan "Zootropolis:Hayvanlar Şehri(Zootopia)" Daha önce izlediniz mi bilmiyorum ancak tekrar tekrar, keyifle izleyebileceğiniz harika bir animasyon. Film, polisiye bir öyküden oluşuyor. Modern memelilerin(teknolojiyi kullanabilen hayvanların) yaşadığı Zootropolis, lüks Sahra Meydanı’ndan, soğuk Tundra Kasabası’na kadar birçok farklı doğal ortamın ve hayvanın bir arada bulunduğu, fil kadar büyük ya da arı kadar küçük olan hayvanların bile istediği her şeyi yapabileceği eşsiz bir yerdir. İyimser Polis Memuru Judy Hopps buraya geldiğinde, büyük ve sert mizaçlı hayvanların olduğu bir yerde polis olmanın hiç de kolay olmadığını fark eder. Kendini ispatlayabilme fırsatını elde edebilmek için geveze ve numaracı tilki Nick Wilde ile ortak olma pahasına önemli ve gizemli bir olayı çözmeye çalışacaktır. 🐰


İlk kitabımız Vefa Enver'in "Çocuk da Yapamadım Kariyer de" isimli kitabı. Akıcı ve dili öyle yalın ki kitabı benim gibi bir çırpıda bitireceğinize eminim. Konusuna kısaca değinecek olursam: Aslı, Sibel ve Ahu isimli üç yakın arkadaş hem kariyer hem çocuk yapma hayaliyle yola çıkmışlar ancak otuzlu yaşlara geldiklerinde ikisini de beceremediklerini anlayıp dehşete kapılmışlardır. Artık işleri rayına oturtmanın zamanının geldiğine karar verirler ancak nereden başlayacaklarına dair de en ufak bir fikirleri de yoktur. Sibel; alımlı ve seksi, erkeklerin karşı koyamadığı, anı yaşayan, gömlek değiştirir gibi sevgili değiştiren bir karakterdir. Hayatını yaşarken kalplerini kırdığı onca insanı hiç umursamaz. Aslı; Sibel'in tam tersi bir kişiliğe sahiptir. İlişkilerinde bencillikten uzak, duyarlı ve özverili olmasına karşın çekingenliği ve sevilmeye duyduğu ihtiyaç ilişkilerinde üzülen tarafın hep o olmasına neden olmaktadır. Ahu ise kariyerine odaklanmış, hırslı, iş dünyasında kendine iyi bir yer edinmiş ancak başarı merdivenini tırmanırken bir çok kişinin ezilmesine sebep olmuştur. Üç yakın arkadaşın günlük hayatlarına, başlarından geçen komik hadiselere, içinden çıkamadıkları çoğu zaman arap saçına dönen duygusal ilişkilerine, acı ve sıkıntılarına, zamanla nasıl olgunlaştıklarına şahit olacaksanız. Ayrıca "Bunu Sen İstedin" ve "Neyse ki Çocuk Yaptım" isimli devam kitapları da mevcut. Kendinize bir kahve alın ve okumaya başlayın. Stresinizden, yorgunluğunuzdan eser kalmayacak. 💆

İkinci kitabımız Ahmet Ümit'in "Aşk Köpekliktir." adlı kitabı. Bu kitapta Ahmet Ümit on ayrı hikayeyi tek kitap halinde bizlere sunmuş. "Aşk Rüzgarın Söylediği Bir Şarkıdır" şeklinde imgesel anlatımlarla bezeli bir bölümle başlıyor ve kitaba ismini veren "Aşk Köpekliktir" ile sona eriyor.
Benzetmelerle ve imgelerle kitabın dili oldukça zenginleştirilmiş ve anlatımı sizi kendine hayran bırakacak. Son hikayemize kısaca değinecek olursam: Ayşe isimli karakterin bir barda Rafo isimli barmenle olan konuşmalarından oluşuyor. Ayşe, sonsuz aşkı Stefan'ı ilk kez o barda trompet çalarken görmüş ve etkilenmiştir. Stefan ile tanışmışlar ve kısa zamanda ilişkileri başlamıştır. İlişkileri devam ederken bir gün Stefan bir mektupla Ayşe'ye veda etmiştir. Ayşe, barmenden bir türlü unutamadığı ve unutamayacağı Stefan hakkında bilgi toplamaya çalışır. Stefan aslında bambaşka birine tutulmuştur ve aradığı kadın Ayşe'ye çok benzediği için ilişkileri buna bağlı olarak başlamıştır. Her ne kadar o kadını geçmişte bırakıp Ayşe ile yola devam etmek istese de kadının gölgesi ilişkilerinin üzerinde kalmıştır. Kadın bir gün çıkagelmiş ve Stefan beş satırla ona veda etmiştir. Ayşe sahibini arayan bir köpek gibi hala bu aşkın peşinden ilk tanıştıkları noktaya gelerek Stefan'ı aramaktadır. İmkansız da olsa vazgeçememektedir. Stefan ise başka bir kadının peşinde...Bu hikaye hüzün dolu bir aşkı sizlere sunuyor. 💔 Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Bir sonraki yazımda görüşürüz. Kendinize çok iyi bakın. 😘










28 Ağustos 2017 Pazartesi

Muğla'da Huzuru Yakalayacağınız İki Harika Kumsal

Herkese merhaba. 😘 Uzun zamandır buralarda değildim. Deniz, kum ve güneşin tadını çıkarıyordum.💜 Umarım tatile gidemeyen, denize ve kuma hasret kalan herkes en kısa zamanda kavuşur, gönlünce gezebilir ve dinlenebilir. 🙏 Bodrum, Ölüdeniz sahillerinde de vakit geçirme fırsatı buldum; ancak bu yazımda onlara hiç mi hiç değinmeyeceğim. Zira bu plajlarda dinlendim mi yoruldum mu gerçekten anlayamıyorum. Daha sakin plajlarda denizin tadını çıkarmayı, güneşlenmeyi ve dinlenmeyi seviyorum. Eğer siz de "Kalabalıklara gelemiyorum, plajda adım atacak yer olmuyor, dinlenmek yerine daha fazla yoruluyorum." diye yakınanlardansanız gelin iki yıldır uğrak mekanım olan ve şiddetle tavsiye ettiğim iki plaja bir göz atalım. 😊


İlk olarak favori plajım olan "Sarıgerme Plajı"na değineceğim. Bu plaja ayak bastıktan sonra diğer plajları gezip görmek istemedim bile. Tatilimin tümünü bu plajda geçirebilirim dedim ve dediğim gibi tatilimin çoğunu bıkmadan usanmadan iki yıldır bu plajda geçiriyorum. 😄😄 Muğla'nın Ortaca bölgesinde pek çok insana ev sahipliği yapan bu plaj çok kalabalık olmamasının yanı sıra oldukça temiz. Kaldı ki kalabalık olsa bile kumsalı o kadar büyük ki...Mutlaka sessiz sakin bir köşe buluyorsunuz. Plajda su sporlarıyla ilgilenebilir, çeşitli plaj oyunlarını oynayabilirsiniz. Kafeterya ve sahil büfeleri gibi işletmeler yerli-yabancı turistlere hizmet veriyor. Şemsiye ve şezlong hizmetlerine de kolayca ulaşabiliyorsunuz. Duş, soyunma kabini ve tuvaletlerin varlığını da unutmadan belirteyim. 😄


En sevdiğim yanı denizin hemen derinleşmemesi. Bazıları ayaklarının yere değdiği yerde yüzmekten hoşlanmıyor ama çok iyi yüzme bilmeyen biri olarak bu durum benim oldukça hoşuma gidiyor. 😄 Bu plajın kumu ise çok özel. Çok ince taneli, yumuşak ve sarı bir kumdan oluşuyor. Ayakları hiç ama hiç rahatsız etmiyor. Tabi kızgın güneşin altında plaj terliğiniz olmadan yürürseniz kum da rahatsız eder, çakıl da. 😅 Bu kumla peeling dahi yaptım vücuduma. (Yumuşacık bir cilde sahip oluyorsunuz bu kumla düzenli olarak peeling yaptığınızda.) Taşlı, çakıllı plajları sevmeyen biri olarak bu kumsala aşık oldum diyebilirim. Ayrıca denizde de ayağınıza bir tane taş denk gelmiyor. Hep yumuşacık bir kum...💃 


Tüm bu güzellikler SARÇED(Sarıgerme Çevre Eğitim Derneği) tarafından sağlanıyor. Bu bölgede apartlar, oteller ve pansiyonlar bulabilir; yakın bir bölgede tatilinizi geçirecekseniz de günübirlik bile gelip ziyaret edebilirsiniz. 💃 Asla ama asla pişman olmazsınız. 
Plaja giriş ücreti kişi başı 3TL. Eğer aracınızla girmek isterseniz de 15TL ödemeniz gerekiyor. (2017 yılı)

Sıradaki mekanımız "İztuzu Plajı (Turtle Beach)". Bu kumsal, nesilleri tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan Caretta Carettaların en önemli üreme merkezlerinden biri. Caretta caretta kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktığı Dalyan'daki bu harika plaj her yıl binlerce yerli ve yabancı turiste misafirlik ediyor. Marmaris, Bodrum, Fethiye gibi çevredeki turistik yerlerden günlük turlarla gelenler de bu plajı kullanıyorlar. Bilinen ve birçok insanın uğrak yeri olan bir plaj. Toplamda 6 km'yi aşıyormuş. Oldukça büyük bir kumsala sahip. Kalabalıklardan uzak, huzur içinde yüzüp güneşlenebilme imkanı sağlıyor. Şezlongların bulunduğu bölgeden biraz ileriye gitmeniz yeterli. Sonrasında dalgalarla başbaşasınız. 😊


Burası da incecik sarı kumlardan oluşuyor ve denizi hemen derinleşmiyor. Bu kumsalın beni en çok şaşırtan yanı ise bir tarafının tatlı su olması, diğer tarafının ise tuzlu Akdeniz'e açılması. İster tatlı suda yüzün, isterseniz tuzlu suda. Seçim tamamen size kalmış. 😄 Ancak tatlı suda yüzmek isterseniz derin olduğunu belirtmeliyim.


Bir sonraki yazımda görüşürüz. Herkese mutlu haftalar. 😍

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Muhteşem Doğasıyla Kendine Hayran Bırakacak Yedigöller Milli Parkı






















Herkese merhaba 🙋 Bu yazımda sizlere  Bolu'nun etkileyici güzelliklerinden biri olan Yedigöller Milli Parkı'ndan bahsetmek istiyorum. 1965 yılında koruma altına alınan bu harika yer birbirine bağlı yedi tane gölden oluşuyor. Göller, kayan kitlelerin vadilerin önlerini kapatması sonucu arkada suların biriktiği set gölleriymiş. Göllere Büyükgöl, Deringöl, Seringöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, Sazlıgöl ve İncegöl isimleri verilmiş. İsminden de anlaşılacağı üzere göllerin en büyüğü Büyükgöl. 


Sessiz-sakin huzurlu bünyesiyle, manzaralarıyla, değişik arazi şekilleriyle, yürüyüş yollarıyla, çeşitli türlerden ağaçlarla süslü yamaçlarıyla sizi kendine hayran bırakacak. Burada piknik yapabilir, dinlenebilir, eşsiz peyzaj güzellikleri görüp dilediğinizce fotoğraf çekebilir, spor yapabilir, balık tutabilir ve kamp yapabilirsiniz. Yedigöller'e giriş ücretli. Yaya 4 tl, otomobil 12 tl. Kamp yapmak istiyorsanız da çadır başına 20 tl ödemeniz gerekiyor. 
Yedigöller'de kalmak isterseniz çadır dışında alternatifiniz de var elbette. Kiralık bungalov evler mevcut. Ancak kamp yapmak burada yapılacak en harika şeylerden biri gibi duruyor. 🙌 Gölün kenarına çadır kurmanız yasak değil. (Kamp yapmak yasaktır tabelasına rastlamadım göl kenarlarında.) Birçok çadıra ev sahipliği yapmıştı göl kenarları. Yalnız kötü yanı -en azından gözlemlediğim kadarıyla benim için- kamp alanları ve piknik alanları birbirlerinden bağımsız değil. Yani sabah çadırınızdan çıkıp şöyle bir gerinecekken bir anda çadırınızın yanındaki masada ailesiyle, dostlarıyla kahvaltı eden bir topluluk görmeniz %90. Çadır kuracaksanız hele ki hafta sonu bu durumu göz önünde bulundurarak bir yer bulmanızı tavsiye ediyorum. Tabi sorun değil diyorsanız başka. 😄

Piknik yapmayı düşünürseniz park içerisinde tahta piknik masaları bulunuyor. Söylemem gerekir ki park içerisinde ateş yakmak -mangal, semaver, tüp vb.- yasak. Buna göre hazırlık yapmalısınız. Göl kenarında kahvaltı yapmanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Evet semaver yakamayacak olmak büyük bir acı oldu. Neyse ki termoslar çay, kahve için işimizi görüyor. 😊 İçeceğinizi yudumlarken "Böyle bir huzur yok." diyeceksiniz. 😄 "Sabah kahvaltısını hallettik ama akşam yemeği için bir mangal yakamayacağız mı yani böyle muhteşem bir ortamda?!" diye düşünürseniz de evet içeride yakamayacaksınız. Ancak parktan çıkıp Mengen tabelasını takip ederseniz nehrin kıyısında bulunan tahta masalara rastlayacaksınız. Burada mangalınızı-semaverinizi yakabilirsiniz. Yalnız hafta sonları masa bulmakta zorlanabilirsiniz zira çok kalabalık oluyor. Ankara'dan, İstanbul'dan, civar illerden çok fazla insan buraya akın ediyor. Biz de şans eseri bir masa bulup mangalımızı yakabildik.




Park içerisinde yürüyüş için yapılmış bir parkur yok. Göllerin arasında hem arabaların hem yayaların kullandığı arnavut kaldırımlı bir yol mevcut. Göllere arabayla ulaşmanız en kolayı ancak uzun bir yürüyüş yapıp temiz ve bol oksijeni ciğerlerinize çekmek isterseniz arnavut kaldırımlı yolu takip ederek göllere ulaşabilirsiniz. Günün sonunda temiz hava sizi çarpabilir. Yaşadığımız kentler bu kadar temiz bir hava barındırmıyor. Ben fena çarpılmıştım. 😄 Son olarak börtü böceği pek hoş karşılamıyorsanız cildiniz için koruyucu spreylerden yardım almanız da fayda var.









Yedigöller şehrin karmaşasından, kirli havasından sonra size çok iyi gelecek. Umarım bir gün yolunuz düşer, tatil planlarınızın arasında yer edinebilir. Not: Bolu-Merkez üzerinden gitmenizde fayda var zira yol asfalt. Mengen tarafından gitmeyin. Yol oldukça kötü ve sarsıcı. İkisini de kullandığımdan biliyorum. 😄







Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.
 Mutlu haftalar😘






2 Ağustos 2017 Çarşamba

Doğası, Tertemiz Denizi ve Antik Dokusuyla Olimpos(Olympos)
























Herkese merhaba. 😊 Bu yazımda sizlere gezip gördüğüm, hayran kaldığım ve arkadaşlarımla birlikte kısa bir tatil yaptığım Olimpos'tan bahsetmek istiyorum. Antalya'nın Kemer İlçesine bağlı doğal güzellikleri, antik kenti ve harika deniziyle Akdeniz'de parlayan bir inci. Kemer'e yolunuz düştüğünde mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri olduğunu düşünüyorum. 👍

Olimpos'un kelime anlamı ulu dağ'a karşılık geliyormuş. Kent, antik Likya medeniyetinin en gelişmiş şehirlerinden birisiymiş. Roma medeniyetine ve şanlı Osmanlı'ya da ev sahipliği yapmış. İçinden akan dere ona ayrı bir güzellik katıyor. Ormanın içerisinden çam ve defne ağaçlarının kokusunu duyarak kenti geziyorsunuz. Olimpos, sit alanı içerisinde bulunduğundan, bölgede yapılaşma yasak. Bu sebeple kentin doğal güzelliğine hiçbir şekilde gölge düşmemiş. 🌲

Olimpos'ta konaklama olarak ağaç evler ve ahşap bungalowlar meşhur. Olimpos'ta konaklamak isteyen tatilciler buralarda konaklıyorlar. Ben de ağaç evlerde kaldım ve çok memnun kaldım. Üstelik fiyatlar cep yakmayan cinsten. Bölge genç tatilciler tarafından tercih ediliyor genellikle ancak uygun fiyata tatil yapmak isteyen ailelerin de uğrak mekanlarından olabileceğini düşünüyorum. Denize mesafesinden bahsedecek olursak pansiyonları denize biraz uzak. Bu sebeple pansiyonda kalanlar denize yürümektedir. (Arabanız olursa başka tabi. Biz yürümek zorunda kaldık.😄)

Antik kentte ise bazilika kalıntıları, roma döneminden kalan tapınak kalıntısı, piskoposluk sarayı kalıntıları ve mezarlar mevcut.






Sizler de Antalya'ya yolunuz düşerse Olimpos’un muhteşem doğasını keşfedebilir, yürüyüşler yapabilirsiniz. Masmavi bir denizle buluşan Olimpos sahilinde güneşin tadını çıkarabilir, dilediğinizce tertemiz denizinde yüzebilirsiniz. Ayrıca bütçeniz el veriyorsa yamaç paraşütü, ATV ve bisiklet turları gibi aktivitelere katılabilir; Olimpos, Kekova,Demre tekne turlarına çıkıp birbirinden güzel koylarda denizin tadını çıkarabilirsiniz. 
Mutlu haftalar 😘

27 Temmuz 2017 Perşembe

Bu Hafta Okuduğum Harika Kitap ve Beğenerek İzleyeceğiniz İki Film Önerisi

Herkese merhaba. 😊 Gününüzün beklediğinizden çok daha iyi geçmesini dileyerek yazıma başlıyorum. Sizlere bu hafta okuduğum muhteşem ötesi bir kitaptan bahsetmek istiyorum. "Azra Kohen/Aeden-Bir Dünya Hikâyesi" Her şeyiyle mükemmel bir gezegen olan Aeden'den, onun mükemmelliğinin tam karşıtı olan Dünya'ya uzanan bir hikaye. Sayfaları büyük bir heyecanla çevirdim. 
Kitabın konusuna kısaca değinecek olursam: Aeden, evrende bilmediğimiz ve keşfetmediğimiz binlerce gezegenden biri. Güneşlerinin rengi mor. Bu gezegende her şey çok farklı işliyor. İletişim telapati yoluyla sağlanıyor, gezegende yaşayanlar doğada saf bulunan her şeyi çok etkili kullanıyorlar. Numi ve Sonje baş kahramanlarımız. Sonje'nin ailesine yeni katılan bir birey Numi. Diğerlerinden farklı bir ten rengine sahip. Sonje'yi ilk gördüğü andan itibaren etkisine kapılmış, her daim onu izlemektedir. Sonje ise Numi'nin baş belası olduğunu düşünür ve ona tahammülü yoktur. Numi Dünya gezegeninde yaşayan annesine ulaşmak için kurucuları Usta'ya başvurur ve Sonje'nin yardımıyla Dünya gezegenine seyahat ederler. Numi dünyada yetenekleri ve güzelliği sayesinde birçok iş adamının ilgi odağı olurken Sonje çevreci aktivistlere katılır ve hayvanları insanların verdiği zararlardan kurtarır. 
Tasvirleri o kadar beğendim ki... Mekanı, olayları, kahramanları kafamda net canlandırabildim. Aralara serpiştirilen bilimsel bilgilere ise bayıldım. Kitapta Sonje ve Numi'nin bizlerden insansı diye bahsetmesi başlangıçta o kadar ağır geldi ki. Daha sonra Dünya'nın pislikleriyle yüzleşince, ne kadar kirli bir dünyada yaşadığımız gözler önüne serilince, içinde bulunulan vahim durumdaki katkılarımız suratımıza çarpılınca bu durumu hazmettim sanırım. Fi-Çi-Pi serisini beğenmiştim ancak bu kitapla birlikte Azra Kohen'e gerçekten hayran kaldım. Hepinize tavsiye ediyorum. DR'da 23 TL'ye düştü üstelik. Kaçırmayın derim. 🙌


Gelelim keyifle izleyeceğinizi düşündüğüm iki film tavsiyesine. İlk filmimiz "Özel Bir Kadın/Pretty Woman" Daha önce izlediğim ve tekrar tekrar izleyebileceğim bir film ki bu hafta da izledim. 😄 İzlenmesi gereken romantik komedi filmlerin başını çekebilecek cinsten. Vivian Ward(Julia Roberts) şanssız ve beş parasız bir hayat kadınıdır. Ancak bu kötü şans onu çok yakışıklı, çok başarılı ve ünlü bir işadamı olan Edward Lewis(Richard Gere) ile karşılaştırır. Beraber geçirdikleri gecenin ardından ikili, Edward Lewis'in Los Angeles'tan ayrılıp New York'a geri döneceği zamana kadar -1 hafta boyunca- birlikte zaman geçirecektir. Ancak para karşılığı yapılan bu anlaşmaya günler ilerledikçe duyguları da karışmaya başlayacaktır. Filmi başından sonuna kadar hiç sıkılmadan, büyük bir keyifle izledim. Julia Roberts ve Richard Gere oldukça uyumlular, filmde çok yakışıyorlar. İnsan böyle hikâyelerin, mutlu sonların gerçek hayatta da olabilmesini diliyor. 😊


İkinci filmimiz aksiyon ve gerilim kategorisinde yer alan "John Wick" John Wick(Keanu Reeves) emekliye ayrılmış bir tetikçidir. Karısı amansız bir hastalığa yakalanır ve John mutlu günlerini geride bırakır. Karısı yokluğunda John'a yoldaş olması için bir köpek bırakmıştır ve bu köpek onun en değerlisi olur. Evine giren üç gangster köpeğini öldürür. Gansterlerden biri mafya babası Viggo Tasarov(Michael Nyqvist)'un oğlu Josef Tasarov(Alfie Allen)'dur. Viggo Tasarov, John Wick'in daha önce birlikte çalıştığı bir adamdır. Artık kaybedecek bir şeyi kalmayan John'un istediği tek şey intikamdır. Bizlere bir zamanlar katil olan bir insanın geçmişinden kaçamayacağını, geçmişinin ayaklarına dolanacağını aktarıyor. Bu aksiyon filminin duygusal tabanlı olması da bir hayli hoşuma gitti. Hala izlemeyen varsa şiddetle tavsiye ediyorum. 🙌 Not: Devam filmi de mevcuttur. İzlemekten büyük keyif alacaksınız.

Bir sonraki yazımda görüşürüz. Sağlıcakla kalın. 😘

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Bu Hafta İzlediğim- Meraklılarına Önerdiğim 2 Harika Belgesel

Herkese merhaba 😊 Bu hafta canım pek film izlemek istemedi ve ben de belgesellere yöneldim. Sizlere de izlediğim belgeselleri önermek istedim zira ben çok beğendim. Küçüklüğümden beri gökyüzüne, evrene karşı ayrı bir ilgi duyuyorum. Hatta bir ara gök bilimci olacağım ben diye tutturmuştum. 😂 Bu sebeple seçtiğim belgeseller de uzayla ilgili oldu. Eğer sizin de bu alana karşı ilginiz, merakınız varsa kesinlikle bu belgeseller çok hoşunuza gidecek, ufkunuz açılacak. 😊


İlk belgeselimiz: "Evrenin Ucuna Yolculuk(Journey to the Edge of the Universe)"  Bu belgeselde dünyamızı arkamızda bırakarak ötemizdeki uçsuz bucaksız karanlık okyanusa-gezegenlere, gezegenlerin uydularına, galaksilere, bulutsulara, göktaşlarına, asteroidlere ve daha nicesine- doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Belgesel, eğer evrenin tamamını gezebilme fırsatımız olsaydı nelerle karşılaşabileceğimizi gözler önüne seriyor. Görüntüler oldukça büyüleyiciydi. Yeni bilgiler öğrenirken aynı zamanda birçok şeyi sorgulamamıza neden oluyor. Belgeseli izledikten sonra düşündüm ki ben yok olsam insanlık yok olsa Samanyolu Galaksisi bunun farkına varmaz. Hele ki evrenin umrunda bile olmaz. Hiçbir şey bizim çevremizde dönmüyor. Bize sunulan yaşamın kıymetini bilerek, yaratıcımızın bize verdiği kullanma klavuzuna göre yaşamalıyız.  Kendimiz için düşündüğümüz her hakkın, diğer insanlar için de geçerli olduğunu unutmamalıyız.


İkinci belgeselimiz: "Stephan Hawking Büyük Tasarım(Stephen Hawking’s Grand Design)" 20.yüzyılın yetiştirdiği en büyük bilim dehası Stephan Hawking'in kendi araştırmalarına, gözlemlerine ve teorik buluşlarına da yer verdiği,

  • Evren nasıl oluştu?
  • Karadelik nedir? Karadelikler evrenin yok oluşu hakkında ipucu sağlar mı?
  • Hayatın anlamı ne? Hayat kazara olmak için fazla mı mükemmel?
  • Evrenin kahramanı yer çekimi?
  • Evrenin patlamasına ve genişlemesine sebep olan şey ne? 
gibi insanlığın en çok merak ettiği sorulara cevap aradığı bir belgesel. Uzay belgesellerine olan ilginiz üst seviyelerdeyse buna da mutlaka bir göz atın derim. 😊
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere hepinize musmutlu bir hafta diliyorum. 🙋