Herkese merhaba. 😊 Yeni bir ayı karşıladık hep birlikte. Kasım ayı diyince hep Tual'in Kasım şarkısı yankılanıyor beynimde. Yine aylardan kasım, sanki sen de kaldı bir yanım... 🎵 Siz de dinlemek isterseniz videoyu buraya bırakıyorum.
Sonbaharın kişilerdeki yansımaları başka başka olsa da ben size sararmış yapraklar arasında sımsıcak aşklar diliyorum. 💜 Eğer sonbaharı tüm ihtişamıyla görmek istiyorsanız da gezdim/gördüm/beğendim köşemde yer verdiğim Bolu'da bulunan Yedigöller Milli Parkını mutlaka ziyaret etmenizi, oranın sonbaharda büyüleyici bir güzelliği olduğunu belirterek bu ayki kitap ve film önerilerime geçiyorum.
Kitap önerilerimde bu ay bir değişiklik yapmaya karar verdim ve roman yerine iki tane şiir kitabı tavsiye edeceğim sizlere. Kendinizle baş başa kalmak istediğiniz zamanlarda size bir çay/kahve/sıcak çikolata, battaniye ve bu şiir kitaplarından biri eşlik etsin. Gerçekten size çok iyi gelecek.
İlk kitabımız Özgür Gümüşsoy'un "Bana Bir Aşk Zaman Ver" isimli kitabı. Gerçekten asi bir tarzı var. Alışılmışın oldukça dışında. Şiir ve düzyazının birleşiminden oluşuyor. Kitabındaki sözcük zenginliği, imgeleri sizi gerçekten kendine hayran bırakacak. Cezmi Ersöz onun için "İmgeleri jilet gibi, acısını sonradan hissetmeye başlıyorsunuz. ‘Şiiri’ ise ışıktaki gizli karanlık gibi. Bulmak için önce yanmanız gerekiyor!" şeklinde bir yorumda bulunmuştu.
Karla karışığım bu aralar... Geçmişim kendini tazeliyor. "Gelen gideni aratır." felsefesini benimseyen bir gelecekle... Kör yelkovan, topal akrep; kör topal bir ömür! Saatini ayarla beni sen geçiyor. Bekle elalem ne der, böyle bir terk kimselerce görülmemişken; Bana bir aşk' daha zaman ver!
...
Aslında yani işin özünde, basit bir yanılgı var. Çünkü bedenindeki o içler dışlar çarpımında; arada kalandır Aşk... Ve hiçbir yürek, işlem hatası kaldırmaz!
İkinci kitabımız Yunus Emre Gökçe-yeG'in "Yargâh" isimli kitabı. Yunus Emre Gökçe de yeni nesil şairlerimizden ve onda ilk gözünüze çarpacak olan Türkçe'nin dil zenginliğini kullanışı. Özellikle kelimelerin anlam farklılıklarını şiirlerinde mükemmel bir biçimde kulanıyor. Kitabın arka kapağında şu şiire yer vermiş: Şimdi,
Söndü ışık.
Sustu dudağımda sen çalan ıslık.
Sen,
Dünya ahret acımsın artık!
...
...
Sesin itse kokun çeker.
Sen aşkla sar'hoş et yine bizi...
...
...
Sol tarafımdan kalkmış bu sabah sevgilim...
Bu iki önerdiğim kitap tekrar tekrar okunabilecek tarzda kitaplar. Öyle anlar var ki elinize alıyor, seçtiğiniz şiiri okuyor tekrar raftaki yerine kaldırıyorsunuz. Umarım siz de çok severek okursunuz. 😊
Gelelim film önerilerime...

İlk filmimiz Aşka Yolculuk(Leap Year). 2010 ABD, İrlanda yapımı bir film. Erkek arkadaşı Jeremy(Adam Scott) ile dört yıldır beraber olmalarına karşın ondan bir evlilik teklifi gelmemesi üzerine Anna(Amy Adams), kadınların erkeklere Şubat'ın 29'unda evlenme teklif edebildiği bir İrlanda geleneğinden esinlenip ipleri eline almaya karar verir. Evlilik teklifi için erkek arkadaşı Jeremy'nin arkasından Dublin'e gidecektir fakat kötü hava koşulları ve şanssızlık İrlanda'da peşini bırakmaz, yolda kalır. Dublin'e gidebilmesi için taşra ahalisinden ters mizaçlı Declan(Matthew Goode), Anna'ya yardım eder. Sürekli didişme halinde olan Anna ile Declan yolda birbirlerine aşık olurlar. Başroller Amy Adams ve Matthew Goode bu filme çok ama çok yakışmış. Aralarındaki uyum da harika. Hem eğlenceli hem romantik bir film. Filmdeki manzaralar da sizi kendine hayran bırakacak. İzlediğinize değecek. 💜

İkinci filmimiz Benimle Evlenir Misin? (27 Dresses). 2008 ABD yapımı bir fim. Çocukluğundan beri düğünleri seven Jane(Katherine Heigl), uzun soluklu bir nedimelik kariyeri sürdürmektedir. Henüz kendi mutlu sonu ufukta görünmese de patronuna gizliden gizliye bir aşk beslemektedir. Yurt dışından dönen kız kardeşi Tess(Malin Akerman) tarafından patronu George(Edward Burns)'un kalbi çalınınca nerede hata yaptığını düşünerek herşeyi gözden geçirir. Bir akşam farklı iki düğünde baş nedime olan Jane, Manhattan ve Brooklyn arasındaki farklı düğün organizasyonları arasında mekik dokurken bir gazetede gelinler hakkında yazı yazan Kevin(James Marden)'ın dikkatini çeker ve olaylar gelişmeye başlar... Romantik komedi sevmeseniz bile sizi gülümsetecek filmlerden biri. Boş bir zamanınızda koltuğunuza gömülün ve izleyin derim. 😍
Üçüncü filmimiz Şeytan Marka Giyer (The Devil Wears Prada). 2006 ABD yapımı bir film. New York’ta yaşayan Andrea Sachs(Anne Hathaway) sade ve naif bir genç kızdır. Gazecilikten yeni mezundur ve tüm kızların işi alabilmek için birbirini öldürebileceği Runaway Magazin'de işe girmeyi başarır. Runaway Magazin’in acımasız yöneticisi Miranda Priestly(Meryl Streep) adlı güçlü ve sofistike bir kadının ikinci asistanı olarak görev almıştır. Andrea’nın hayali iyi bir gazeteci olmaktır. Söz konusu görev için aslında sıradan bir tarzı olsa da mücadeleci yapısıyla hızla başarı kazanacaktır. Ancak bu durumun bedelleri vardır. Andrea, kendisine uzak gibi görünen Miranda’nın o şatafatlı dünyasında bir yer kazanmıştır ancak önceki dostları ve tüm sevdikleri kendisinden kilometrelerce uzakta kalmış gibidir. 2 Oscara aday olmuş olan bu film kafa dağıtmak için birebir. 👗👓👠🎀
Umarım beğenerek okur ve izlersiniz. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın. 💋


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder