23 Ekim 2017 Pazartesi

Siyah Noktalar İçin Beyaz Tutkal

Herkese merhaba. 😊 Bu yazımda sizlere yabancı güzellik bloggerları arasında oldukça yaygın olan ve bizim Türk bloggerların bazılarının da kayıtsız kalamayıp konu üzerine video çektiği, burunlarına veya tüm yüzlerine uyguladıkları "beyaz tutkal"dan bahsedeceğim. Bu konu benim acayip ilgimi çekmişti zira siyah noktalarından şikayetçi olan biriydim. Burun bantları olsun, siyah maske ya da ev yapımı doğal maskeler olsun birçok farklı yöntem denedim. Her birinden farklı performaslar aldım tabiki. Ancak en iyi sonucu siyah maskeden aldım diyebilirim. Siyah noktalara meydan okuyan yöntemleri kullanan biri olarak ben de beyaz tutkalı denemeye karar verdim. Dedikleri kadar etkili mi merak ettim.

 Bu karar benim için oldukça zor oldu. Biliyorsunuz ki beyaz tutkal içinde birçok kimyasal barındırıyor ki bu en önemli nedendi. Bazıları ise yüzlerinden çıkarırken büyük acılar çektiğini söylüyordu. Bu da bir diğer nedendi. Bunlara rağmen bir cesaret yapmaya karar verdim. Cesaret dediysem bunu yapacakken bile daha zararsız bir yolunu aradım ve çocukların okulda etkinlik yaparken kullandıkları, çocuklar için üretilmiş olan beyaz tutkaldan edindim. 😄 Bu tutkallar pvc ve solvent içermediği için bildiğimiz beyaz tutkala göre nispeten daha güvenlidir. Bu sebeple çocuklar el işi çalışmaları için kullanabiliyor. Ben de çocuklar için olan beyaz tutkalla ilk denememi yaptım. Burun bölgemden şikayetçi olduğum için oraya uyguladım. Çok ince olursa soymakta sıkıntı yaşarım, cildim ile fazla bütünleşir; çok kalın olursa da bir işe yaramaz diye düşündüm. Hatrı sayılır-orta kalınlıkta bir beyaz tabaka uyguladım. Kuruyunca şeffaflaşan bir yapısı var. 15-20 dk arasında tamamen kuruduğunda kenarından soyarak çıkarabiliyorsunuz. Çıkardığımda sonucun inanılmaz olmasını umuyordum ancak öyle değildi. %50 oranında işe yaramıştı yaramasına ama bu benim için tatmin edici değildi. Zira siyah maskeden de böyle bir performans alıyordum, tonik ve sıkılaştırıcılarla da destekliyordum. En azından onların cilt için üretilen ürünler olduğunu biliyordum. 

Sonuç olarak beyaz tutkalı bu kadar büyütmenin hiçbir gereği yok. Bu ürüne bel bağlamanın da... Üstelik ince yüz tüylerinizi de ağda etkisi yaratarak alıyor. Cildimiz bizim için gerçekten çok önemli ve ona iyi bakmalıyız. Hiçbir cilt kusursuz değil. Elbette biz elimizden geldiğince iyileştirmelerde bulunacağız, birtakım yöntemler deneyeceğiz. Ancak yan etkileri minumuma indirgemek konusunda da çaba sarfedeceğiz. Güzel bir cildin temel kurallarını aksatmayacağız. (Nedir bu temel kurallar:) Yememize içmemize dikkat edersek, cildimizin temizliğine özen gösterirsek, gündüz ve gece bakımlarımızı ihmal etmezsek, ağır makyajlarla sürekli biricik cildimizi yormazsak zaten harika bir cilde sahip olacağız. Özellikle yemek-içmek konusu çok önemli. Doğru beslenme alışkanlığı ile cildimizin gençliği ve güzelliğini uzun yıllar korumak arasında doğru bir orantı olduğunu birçok beslenme ve diyet uzmanı da yazılarında belirtiyor. Nitekim ben o çok sevdiğim çikolatalara, cipslere, tatlılara ara verdiğimde, hunharca yemek yerine bir sınır belirlediğimde, meyve yeme alışkanlığı edindiğimde ve bol su içtiğimde bunu çok net görmüş oldum. Sivilceler ve siyah noktalar azalışa geçtiler. Cildimin yağ dengesi düzenlendi. 🌺


Ciltlerimizi zararlı kimyasallardan uzak tutup güzel cildin temel kurallarını aksatmamamız dileğiyle... Kendinize iyi bakın. Sonraki yazımda görüşürüz. 🙋

3 Ekim 2017 Salı

Ekim Ayı Kitap ve Film Önerilerim

Herkese merhaba 😄 Bu girişimden daha yaratıcı, daha güzel bir giriş düşünmedim değil elbette; ancak bundan daha uygun bir giriş bulamadığımdan her yazıya başlangıcım böyle olacak. Üzgünüm. 😂 Zaman çok çabuk geçiyor. Göz açıp kapayıncaya kadar ekim ayı geldi. Ben de yeni bir ayı karşıladığımız için sizlere yine bir dizi kitap ve film önerisi sunmak istedim. Önerdiğim şeyleri daha önce izlemiş ya da okumuş olabilirsiniz ancak ben bazı kitapları-filmleri bir yerde gördüğümde "Ya bu çok iyiydi. Zamanım olunca okuyum-izleyim."  diye kafamdan geçirip tekrar okuyorum-izliyorum. Kim bilir belki size de aynısı olur diyerek öncelikle film önerilerime başlıyorum. 😊 


İlk filmimiz "Rab Ne Bana Di Jodi." 2008 Bollywood yapımı bir film. Eylül ayı film önerilerimde Bollywood'un bizim ülkemizde de olan popülaritesine kısaca değinmiştim. Acaba hangi Bollywood filmleri çok sevilmiş diye ben de araştırma yapıyorum ve izliyorum. Bu filmin başrolünde oldukça sevilen ve büyük bir hayran kitlesine sahip olan Shahrukh Khan yer alıyor. Filmin konusuna şöyle bir değinecek olursam: Dinine bağlı, mütevazi, iyi kalpli Surinder Sahni(Shahrukh Khan) çok sevdiği öğretmeninin kızı olan Taani Gupta'nın düğününe davet edilmiştir. Ancak damat düğün günü meydana gelen kazada hayatını kaybeder. Taani'nin babası gerçekleşen üzücü olaylara dayanamaz ve hastaneye kaldırılır, durumu ağırdır. Bu dünyadan göçüp gitmeden evvel son bir isteği vardır. Kızının emin ellerde olduğunu bilmek... Surinder ve Taani'nin evlenmelerini ister ve onlar da bu isteği yerine getirir. Olaylar bundan sonra gelişir. Ama bir sorun vardır. Surinder'in ilk gördüğü andan itibaren çarpıldığı, çılgın, dans etmeyi seven ve sevecen kadın; aşka inancını kaybetmiş, hayata küsmüş bir karaktere dönüşmüştür. Bakalım Surinder, Taani'nin hayata bakışını nasıl değiştirecek ve aşkını ona nasıl kanıtlayacaktır? Bu filmde yeri gelecek üzülecek, yeri gelecek kahkalarınıza engel olamayacaksınız. Vakit bulunca izlemenizi tavsiye ediyorum. Vakit bulunca diyorum zira film 167 dk. Şimdiden iyi seyirler. 😄


İkinci filmimiz "The Devil's Advocate(Şeytanın Avukatı)." 1997 yapımı bir Hollywood filmi. Konusuna gelirsek: Başarılı bir avukat olan Kevin Lomax(Keanu Reves), davalar ne denli zor olursa olsun üstesinden gelmektedir. Jürileri etkileyip müvekkilini temize çıkarmak konusunda kesinlikle üstüne yoktur. Mutlu bir evliliği vardır ve hayatındaki her şey yolundadır. Bir gün, müvekkili haksız olduğu halde kazandığı bir dava sonrasında New York bulunan bir hukuk bürosundan harika bir iş teklifi alır. Teklifi yapan dünyanın en büyük hukuk bürolarından birinin lideri John Milton(Al Pacino)’dur. Kevin bu teklifi elbette geri çevirmez ve Florida'dan New Yok'a taşınır. Başlangıçta her şey mükemmel görünse de Kevin'ın zamanla eşi Mary Ann(Charlize Theron) ile arası bozulur, hayatı olumsuz yönde seyretmeye başlar. Verdiği "Evet" cevabı hayatını geri dönüşü olmayan bir şekilde değiştirecektir. Harika bir filmdi. 144 dk. sürüyor. Fırsat bulup izlerseniz pişman olmayacaksınız.😈


Üçüncü filmimiz "Wicker Park(Hep Seni Aradım)." Imdb puanı 7.0 Film gerçekten bir flashback harikası. Chicago'nun Wicker Park bölgesinde yaşayan Matthew(Josh Hartnett) bir gün çalıştığı işyerinin penceresinden en yakın arkadaşı Luke'a ait ayakkabı dükkânının vitrinine bakan bir kız görür. Matthew onunla tanışmak için her yolu deneyecektir ancak bu ilişkinin bütün yaşamını etkileyeceğinden haberi yoktur. Matthew ve Lisa(Diane Kruger) birbirlerine aşık olurlar. Bir gün Matthew eve döndüğünde Lisa'yı bulamaz. Lisa gizemli bir şekilde ortadan kaybolmuştur. Aradan iki yıl geçer ve Matthew hayatını bir düzene oturtmaya çalışmaktadır. Bu esnada can dostu, yakın arkadaşı Luke ise bir kıza delice aşık olmuştur... Bir de belirtmeden geçemeyeceğim. Bir filme seçilen müzikler bu kadar mı güzel oturur, yakışır. Stereophonics'ten Maybe Tomorrow ve Coldplay'den The Scientist parçaları o kadar yerli yerindeydi ki... Ba-yıl-dım. Oyunculukları olsun senaryosu olsun beğenerek izlediğim bir filmdi. Bu filmi de izlemenizi tavsiye ediyorum. 💜



Dördüncü filmimiz "Serendipity(Tesadüf)." Jonathan (John Cusak) bir dükkandaki son çift eldiveni aynı anda satın almak istiyor ve bu vesileyle Sara(Kate Beckinsale) ile tanışıyorlar. Eldivenin kime ait olacağına karar vermek için Serendipity isimli bir kafeye gidiyorlar. Sonrasında Central Park'ta paten kayıyorlar. Gece yıldızları seyrediyorlar. Sara telefonunu bir kitabın içine yazarak yarın onu rastgele bir kitapçıya göndereceğini söylüyor. Jonathan ise kendi telefonunu beş dolarlık bir banknota yazdıktan sonra bir sokak satıcısına veriyor. Eğer kader tekrar karşılaşmalarını isterse, kitap Jonathan'ı, para da Sara'yı bulacak. Aradan yıllar geçiyor ve ikisi bambaşka insanlarla evlenmek üzereler. Ancak akıllarında hala yıllar önce yaşadıkları o güzel gece var. Birbirlerini bulup yeniden konuşmak üzere harekete geçiyorlar... Bu film tam da romantizm severlere göre. 💘

Gelelim önereceğim kitaplara 🙌
İlk kitabımız Türk Edebiyatı'nın çok kıymetli kadın yazarlarından olan Halide Edib Adıvar'ın olgunluk dönemi eseri olarak bilinen "Sinekkli Bakkal" isimli romanı. Sinekli Bakkal mahallesinde bakkallık yapan Karagözcü Kız Tevfik’in imamın kızı Emine ile evlenişi, karısıyla geçinemeyip ayrılışı ve karısının taklidini yaptığı için İstanbul’dan sürülüşü, kızları Rabia’nın imam dedesince yetiştirilip ünlü bir hafız oluşu, sürgünden dönen babasıyla yaşamaya başlaması olay örgüsünü oluşturuyor. Mevlevi Vehbi Dede’den musiki dersleri alan Rabia, İtalyan piyanist Peregrini’ye aşık olacak, Genç Türkler’e yardım eden Kız Tevfik yeniden sürgüne gönderilecek, müslüman olan Peregrini ile Rabia evlenecektir. Romanda kurtuluşun doğunun ve batının birleşimiyle olacağı düşüncesi savunulmaktadır. Roman 2.Abdülhamit Dönemi'ni birçok yönüyle bize yansıtıyor. Dönemin İstanbul'unu her zümreye yer vererek anlatıyor. Milli Edebiyat döneminin ilk kadın yazarlarından olan Halide Edip'in dili her ne kadar özenli olmasa da, romanlarındaki karakterleri bulundukları çevreye göre konuşturması, romanları içindeki gözlemleri ve betimlemeleri harika. Kurtuluş Savaşı sırasında yazılan ilk roman olan ve romanın neredeyse tamamının Peyami isimli karakterin hatıra defterinden oluştuğu "Ateşten Gömlek", idealist İstanbullu Öğretmen Aliye’nin Anadolu’da bir kasabaya gidişini ve burada Milli Mücadele düşüncesine destek veren faaliyetlerinin anlatıldığı "Vurun Kahpeye" romanları da çok iyidir. Türk Edebiyatı'nda çok önemli yerlere sahip bu romanları da okuyabilirsiniz. 📚

İkinci kitabımız ise Alan Weisman'ın Bizsiz Dünya isimli kitabı. Bu kitap insanlığın yok oluşundan sonra çevreye neler olabileceğini anlatıyor. Şehirlerin ve evlerin ne hale geleceği, insan yapıtlarının ne kadar uzun süre dayanabileceği, kalan yaşam formlarının nasıl evrimleşeceği gibi konulara yer veriliyor. İnsanların yaşadığı çevrelerin 500 yıl içinde ormanlaşabileceği, radyoaktif atıkların, plastiklerin, bronz heykellerin ve Rushmore Dağı Anıtı'nın yeryüzünde insan varlığının en uzun ömürlü kalıntıları olabileceği gibi çıkarımlara varıyor. Kurgusal olmayan yazında 2007 yılı en iyi kitaplar listesinde 1.sırada yer almış. İnsanlığın gezegene yaptığı etkiyi çok iyi anlatıyor, biz olmadan dünyanın nasıl olacağını çok iyi gözler önüne seriyor. Sıradışı ve okunması gereken kitaplardan biri olduğu kanaatindeyim. 📖

Bir sonraki yazımda görüşürüz. Kendinize çok iyi bakın. 😘